Skip to main content Scroll Top

Abhazya’nın Bağımsızlığı, Bölgesel Gerçekler ve Geleceğe İlişkin Beklentiler

4-1 (Demo)
4-2 (Demo)

John Colarusso,
Antropoloji ve Dilbilim Profesörü-Kanada McMaster Üniversitesi, Beyaz Saray Kafkasya Eski Danışmanı

2008 yılı Ağustos ayında Rusya – Gürcistan çatışmasında acımasız savaş koşullarında bile olağandışı sayılacak pek çok gelişme yaşandı. Bu gelişmeler daha savaş başlamadan önce su yüzüne çıkmışlardı. (*) Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili’nin, A.B.D’nin Gürcistan’ın yardımına koşacağını ya da en azından Rusya’yı dizginleyebileceğini varsaydığı düşünülebilir. Yoksa Gürcistan’ı Rus birliklerinin tatbikatlarını ve olaylardan bir ay önce Kuzey Kafkasya’ya yaptığı askeri yığınağı görmezden gelmesini başka türlü açıklama imkânı yoktur. Ayrıca Saakaşvili’nin, 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova’nın bağımsızlığının birçok Batılı ülke tarafından tanımasından sonra Putin’in Batı’ya yaptığı çıkışı ciddiye almadığı açıktı. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Rusya’nın kendisi ve geleneksel müttefiki Sırbistan için onur kırıcı  sayılan bu durum karşısında çareler arayacağı konusunda uyarıda bulunmuştu. Bu süreçte Saakaşvili Rusya’nın bu itirazlarını ciddiye alma gereği duymayan Batılı ülkelerle birlikte hareket etmekteydi.


Ağustos 2008 savaşının anatomisi


Gürcistan’ın taktikleri de oldukça tuhaftı. Gürcistan 7 Ağustos’u 8’e bağlayan gece yarsı Güney Osetya’nın başkenti Shinval’e saldırdı. Şiddetli ve ağır bir saldırdıydı.  Ancak nedense Gürcistan güdümlü bir bombayla kolaylıkla halledilebilecek bir işi başaramadı ve Roki Tüneli’ni bloke edemedi. Roki Tüneli eski ve dar bir geçittir ve aynı zamanda Rus kuvvetlerinin Gürcistan’a girebilecekleri en uygun rotayı oluşturmaktaydı. Roki’yi kapatmak Rus birliklerinin gelişini engelleyebilir ya da büyük ölçüde zorlaştırabilirdi. Aynı şekilde, Gürcistan saldırısından önce Roki’yi geçmiş Rus birlikleri vardıysa (ki, sonraki bilgiler bunu doğrulamıyor) yine bu tüneli kapatarak onları tuzağa düşürmek mümkün olabilirdi.
Tünel Rus tanklarının geçmesine olanak verecek kadar genişti. Tüneli kapatarak Rusların girişini zorlaştırmak çok daha kolay olurdu. Bunun neden yapılmadığı hala merak konusudur.
Gürcistan A.B.D. Dışişleri Bakanlığı’nın kuvvet kullanılmaması yönündeki uyarılarına kulak asmadı. Aksine, Gürcistan Amerikan askeri sisteminin başarısına bel bağladığı gibi, Amerika’nın geçmişte olduğu gibi Rusya’nın oldukça zayıf bir durumda olduğunu düşündüğünü de sanmıştı. Amerika ve Gürcistan arasında alt düzeyde yapılan bazı temaslarda eğitimli Amerikan birliklerinin Rus askerlerini kolaylıkla ‘bozguna uğratabileceği’ görüşü hakimdi. Bu gayrı resmi temaslar başa geçtiği ilk yıllarda (Mayıs 2004) yerel komutan Aslan Abaşidze’yi dize getirip Acaristan’ı denetimi altına alan Saakaşvili’nin ağzını sulandırmış olmalıydı.
Rusların taktikleri Batılı medya tarafından vahşice olarak nitelendirildi, ancak daha sonra en az Gürcistan’ın tavrı kadar baskıcı ve aşırı olduğu görüşü hâkim oldu. Rusya yaptığı saldırıyı Kosova’da yaşadığı aşağılanmanın karşılığı olarak görmekteydi ve Gürcistan doğal olarak en uygun hedefti. Rusya uluslararası anlamda Batılı normları uygulamak için yaptığı çalışılmaların bir parçası olarak eylemlerini uluslararası hukuk zeminine oturtmak adına alışılmadık yöntemler denedi. (1) Rusya Sovyetler Birliği döneminden kalan tecrübeyle Gürcistan yönetim ve askeri yapısının içine işlemiş olduğundan bu ülkenin planlarından önceden haberdardı. Kuzey Kafkasya’da askeri mevzilerini artırdı ve bölgeye Tiflis’e açık bir mesaj verecek şekilde geniş askeri birlikler yığmaya başladı.


Rusya’nın yapıkları


Rusya Roki Tüneli’ni kullanmak ya da hava ve amfibi birlikleriyle yapılacak hücumlar için girişimlerde de bulunmak zorundaydı. Bunlardan ilkini denemek Kafkas Dağları yüzünden oldukça zordu. İkinci yöntem de Ukrayna kontrolündeki Sivastopol yüzünden soruna neden olabilirdi. Abhazya üzerinden geçen dolambaçlı yol denenebilirdi ancak bu da bölgenin herhangi bir saldırıya uğramamış olmasından dolayı olumsuz politik sonuçlar doğurabilirdi. Yine de bu rota Rusların Gürcüleri arkadan kıstırmalarını ve teçhizatlarına erişimlerini engellemelerini sağlayabilirdi. Kısacası Rusya kendine duyduğu güven dolayısıyla en kolay yol olan Roki’den başka alternatif yol kullanmaya pek gerek görmedi. Rusya daha sonra Gürcistan’ın askeri varlığı, tarihi -bir orman da dahil olmak üzere- ve mülki altyapısına oldukça büyük zararlar vermeye girişti. Gelecekte Sivastopol’e alternatif teşkil edebilecek olan Poti Limanı’nı işgal etti. Limanda bulunan Gürcistan’a ait askeri bir gemiyi de batırdı. Gürcistan’ın güneydoğusundaki Supsa ve Ceyhan petrol boru hattı yakınlarına da bombalar yağdırdı. Boru hattına zarar vermeyen bu bombardıman gelecekte neler yapabileceğine dair gözdağı niteliğindeydi.
Kodor Vadisi’ne konuşlandırılmış Gürcü-Svan birliklerini buradan çıkarmaya yönelik adımdan önce Abhazya’daki demiryolunu tamir etti. Son olarak da Abhazya ve Güney Osetya’yı resmen tanıdı ve her iki ülke sınırlarında bulunan askeri birliklerini kuvvetlendirerek bir sınır sistemi oluşturdu. Bunların hepsi Batı medyasında yer buldu. Ancak daha da ilginç olan Rusya’nın yapmadığı şeylerin de medyada yer almasıydı.


Rusya’nın yapmadıkları


Rusya Saakaşvili’yi devirmedi ve Gürcistan’ı ele geçirmedi. Askeri açıdan buna gücü vardı ancak böyle bir durum Batı ile olan diplomatik ilişkilerinde oldukça büyük bir zarara yol açabilirdi. Kremlin, Batı ile ilişkiler normale dönene kadar diplomatik baskıya ne kadar dayanabileceğini dikkatli bir şekilde hesaplamıştı.
İlişkilerde sürekli ve derin bir kopukluk yaşamak istemiyordu. Rusya topraklarına katmadan da kukla bir aday göstererek Saakaşvili rejiminin meşruiyetine kafa tutabilirdi. Hatta bazı Gürcü muhalefet üyelerinin bu tür bir alternatifi gayet cazip bulacak olmalarına rağmen Tiflis dışında bu tür kukla bir hükümet kurmaya yanaşmadı. Daha önce de belirtildiği gibi, Rusya uzun vadeli ekonomik menfaatleri içinde olmasına rağmen Batının bunun kendi çıkarlarına düşmanca bir saldırı olacağını düşünecek olması nedeniyle petrol boru hatlarını imha etmedi.
Rusya Gürcistan içinde de tam anlamıyla kalıcı olmadı. Aksine uzlaşmazlığı seçmek yerine, Batılı gözlemcilere göre oldukça yavaş bir şekilde uygulanmış da olsa, Fransa’nın (Batı) diplomatik çabalarına katılmaya razı oldu. Rusya ayrıca Gürcistan nedeniyle Güney Kafkasya’nın geri kalanına, özellikle Dağlık Karabağ ve Azerbaycan’a varlığını zorla kabul ettirmeye çalışmadı. Böyle yaygın bir istilanın gerçekleştirilmesinin oldukça zor olmasına ve Batı ile ilişkileri çok kötü etkileyecek sonuçlar doğurma ihtimaline rağmen, uzun vadede tüm Rus camiasında duygusal bir ağırlığı olmasından hareketle Kafkasların tamamında Rus kontrolünde eski düzenin sağlanmasına yol açabilirdi.


Savaşın sonuçları


Bu kadar garip bir savaş ne sonuçlar doğurdu? İlk olarak, bu savaş baskın gücün hak iddia ettiği bir sınır savaşıydı, ancak sınırın dışında bulunan rakibin çıkarları da gözetilmişti, yani dış müdahale ya da sürekli bir parçalama çabası söz konusu değildi. Oldukça tuhaf bir durum olduğu kesindi ama yine de tamamen anormal olduğu söylenemezdi. Bu savaş önce Gürcistan’a sonra da onun destekçilerine Rusya tarafından verilmiş bir mesaj anlamı taşıyordu.
Savaşın sonuçlarını tahmin etmek kolaydı. Batı dehşete düşmüştü ve kızgındı. Rusya’nın Kosova ve Sırbistan konusundaki öfkesini anlama imkânı yoktu. Batı Çeçenistan’da gayet net bir şekilde anlaşılmış olduğu halde, Rusya’nın askeri gücünün yeniden canlanmış olduğunu görmekte de yetersiz kalmıştı. Batı’nın gözünde hala Afganistan’da yetersiz kalmış ve bozguna uğramış olan bir askeri güç vardı. Batı misilleme yaparak Rusya ile pek çok bağlantısını askıya almıştı ancak çoğuna bir yıl içinde kaldığı yerden devam edecekti. Hatta Batı Gürcistan’a yardım da temin etti. 2008 yılı ağustos ayında garip bir şekilde iflas eden Gürcistan bankalarının sermaye yapıları Ekim ayından itibaren bu yardımlardan sağlanan fonlarla yeniden düzenlendi. En önemlisi de Batı, Rusya ve çevresinde itibarını kaybetmiş oldu. Rusya bölgede daha da büyüyen bir güç haline geldi. Azerbaycan gibi Orta Asya devletleri Moskova’ya yakınlaştılar. Baltık ülkeleri, NATO’dan özellikle hava devriyesi gibi konularda yeni teminatlar verilmesi talebinde bulundular.
Rusya, son dönemlerde yaygın olan 21. yüzyılda artık toplumları etkisi altına alacak güçlerin kalmadığı fikrini yalanlayacak şekilde, uzak coğrafyalarda Amerika’nın arka bahçesindeki Venezuela ile flörte başladı. Batı hem Gürcistan hem de Ukrayna için NATO üyeliği ve Barış İçin Ortaklık görüşmelerini iptal etti. Ancak yine de Rusya’nın protestolarına rağmen 2009 yılının Mayıs ayında Gürcistan’da NATO askeri tatbikatlarının düzenlemesini sağladı. Neden olduğu son sivil çalkantılar Saakaşvili’yi koltuğundan etmeye yetmedi. *2009 yılının haziran ayında A.B.D. Başkan Yardımcısı Biden, Tiflis’i ziyaret ederek Saakaşvili’ye ve Gürcistan’a olan desteklerini yeniden iletti.


ABD’nin inatçılığı


Önceden verilen desteklerin ne kadar süreceğini zaman gösterecektir. Bununla beraber, bazı uzun vadeli sonuçlardan rahatlıkla şu anlamlar çıkarılabilir. Birincisi, Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya’yı geri dönülemez bir şekilde kaybetmiştir. Sadece Rus Federasyonu’nun tam anlamayla çökmesi bu durumu tersine çevirebilir ki, bu da ancak kanlı bir çözüm olabilir. Amerika hala Gürcistan’ın 1931’de Stalin tarafından çizilen sınırlar dâhilindeki toprak bütünlüğünü desteklemektedir. Bunu ‘geciktirilmiş inatçılık’ olarak adlandırmak mümkündür. (Bkz. George Hewitt, Kafkasya Uluslararası İlişkiler Dergisi (CRIA) söyleşi, 07 Mayıs 2009). Profesör Hewitt Amerika’nın yaşanan gerçeklere kayıtsız kaldığını ve eski tarz diplomatik ilkeleri benimsediğinin altını çizmektedir. Burada asıl amaç Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ilkesine destek vermektir.
Amerika’nın önderliğindeki Batılı devletler, ne olursa olsun toprak bütünlüğü prensibinin arkasına sığınarak Rusya’nın yeniden güçlenmesine engel olmayı amaçlamaktadırlar. Başka bir yüce prensip olan halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ise ülkeler arasında karmaşaya yol açacak yaygın bir tehdit olarak görülmektedir. Aslında A.B.D.‘nin Rusya ve Gürcistan sınırları üzerine kırmızı bir çizgi çekme nedeni, Gürcistan ya da Osetya ve Abhazya’yı ilgilendiren konular değil bizatihi Rusya’nın kendisidir. Yaşanan yeni gelişmeler doğrultusunda bu kırmızıçizgi üzerinde küçük ayarlamalar yapılması gerekmektedir, bu konuda en büyük sorun politik manevranın nasıl yapılacağıdır. Diplomatların gerçekçi ve akla yatkın çözümler için çalışmalar yapmalarında fayda vardır.


Geleceğe ilişkin tahminler


Gelecekten beklentiler için tahminde bulunmak az önceki uzun vadeli sonuçlardan biraz daha zordur, ancak geçmişte yaşananlara bakıldığında akla yatkın tahminlerde bulunmak mümkün olacaktır. Birincisi, Batılı devletlerin bölgede yaşanan gerçekleri göz ardı etmeye devam etmeleri istikrarsızlığı sürekli kılacaktır. Buna göre Batı açısından mevcut kırmızıçizgi (ya da benzeri başka bir şey) Rus birlikleri tarafından geçilmediği sürece Gürcüler, Osetler ve Abhazların huzuru ya da bölgedeki istikrarı o kadar da önemli değildir.
İkincisi, Saakaşvili iktidarda kaldığı müddetçe Rusya ve Gürcistan karşılıklı nefretlerini devam ettireceklerdir. Kremlin farklı bir Gürcü liderin daha uygun olduğu konusundaki hevesle kendini avutabilir, ancak iki ulus arasındaki kötü geçmişe bakıldığında Saakaşvili’nin halefinin Rusya’nın etkisine mevcut devlet başkanından daha açık olacağı ya da bu ülkenin çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini garantilemek oldukça zor görünmektedir. Basitçe söylemek gerekirse, Gürcistan’ın çıkarları ile Rusya’nın çıkarları denk gelmediği sürece iki ülke pek çok konuda karşı karşıya gelmeye devam edecektir.
Üçüncüsü, bu kadar küçük bir ülkenin başka bir alternatif destek kaynağı olmadığı için Abhazya’daki Rus hâkimiyeti kuvvetli olmaya devam edecektir, ancak Rus etkisi Abhazya’nın ihtiyaçları doğrultusunda şekillenebilirse bu ilişki her iki taraf için de faydalı olabilecektir. Abhazya’nın çıkarlarının bir kısmı Rusya ile aynı doğrultudadır, ancak Kuzeybatı Kafkaslarda yaşayan Çerkesler ve yine bu bölgedeki diasporanın çıkarları ve istikrarıyla fazlasıyla ilintilidir.
Rusya, Abhazlar için önem taşıyan mali ve kültürel çıkarlar doğrultusunda akılcı hareket eder ve destek sağlarsa, Abhazya Kuzeybatı Kafkasya’da istikrarın sağlanması yönünde bir rol üstlenebilir.
Dördüncüsü, Güney Osetya eninde sonunda Kuzey Osetya’ya katılacaktır.
Beşincisi, Abhazya’nın resmen tanınan devlet olması Rusya Federasyonu içinde yer alan Çeçenistan, Tataristan ve benzeri cumhuriyetlerde Moskova’dan daha bağımsız ilişkilerin kurulmasına yol açarak Rusya Federasyonu’nun doğasını değiştirecek, ancak bu durum Avrasya’nın mali yapısında önemli bir değişim olmadığı sürece ekonomide büyük bir etki yaratmayacaktır.
Altıncısı Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin Kosova’yı resmen tanıyarak Balkanlarda istikrarın sağlanması gibi Rusya da Kafkaslarda (Yukarı Karabağ hariç) bir istikrar sağlayabilir.
Yedincisi, Türkiye, yapacağı yatırımlar, ticari ve kültürel bağlarla Kuzeybatı Kafkasya’daki diasporayı daha faydalı hale getirebilir.
Son olarak da Türkiye bölgedeki ticari girişimler konusunda Gürcistan’la yapacağı anlaşma ile Güney Kafkasya’daki yeni gerçeklik için bir model geliştirilmesini sağlayabilir.
Gerçekleri kabul etmek…
Bölgenin geleceği hakkında tahminlerde bulunacak olursak, temelde yatan bazı gerçeklerin ilgili taraflarca kabul edilmesi gerekmektedir. İlk olarak, ortadan kaldırılma korkusunun hiç kimse tarafından hafife alınmaması gerekmektedir, özellikle de bu korkuları yaşayan Abhazlar ve Güney Osetyalılar… Hatta Gürcülerin de bu duygudan nasiplerini aldığı unutulmamalıdır. Belli başlı gerçeklik budur.
İkinci olarak, Güney Osetya henüz geçerli bir ülke statüsüne kavuşmamıştır. Geleceği birleşmeye bağlı olsa da bu tür bir birleşme Batı açısından birtakım istenmeyen stratejik karışıklıklara yol açabilir, zira bu durum Rusya’nın Güney Kafkasya’da kalıcı olmasını sağlayacak şekilde atılmış bir adım olarak görülebilir.
Üçüncü olarak, Batılı devletler Gürcistan’ın ihtiraslarını dizginlemez ve mevcut gerçekleri kabullenmezlerse Batı’nın bölgede yaşananlara etkisi son derece az olacaktır. Batının Güney Kafkasya’daki itibarını kaybetmeden gerçekleri kabul edeceği ve mutabık kalacağı bir yolun bulunması gerekmektedir. Şu anda işler diplomatik yollardan yürütüldüğünden bu gerçekliklerin benimsenmesi Batı’nın konumunda bir çöküşe neden olacaktır. Rusya’nın konu ile ilgili olarak Batı’ya şu anda doğal olarak gördüğü muhalif gözle değil de, potansiyel bir müttefik gözüyle bakması bu açmazdan çıkmak için son derece büyük bir fayda sağlayacaktır.


En kötü senaryo: gerilimin kronikleşmesi


Güney Kafkasya ile ilgili en kötü senaryo ise şöyle olabilir. Gürcistan Rusya ile Batı arasındaki tektonik gerilimin daimi fay hattı haline gelir. A.B.D. ile Venezuela ve diğer Güney Amerika ülkeleri arasında Rusya’nın sebep olduğu bir gerilim yaşanabilir. Gürcistan’la ilgili diplomatik çabalara aşırı bir ikiyüzlülük damgasını vurur.
Napolyon’un dışişleri bakanı olarak görev yapan Charles Maurice de Talleyrand (-Perigord)’ın meşhur sözünü hatırlayalım: Sadece kandırmak için konuşurum…
Hatırlanacak olursa 90’ların başında Yeltsin’in yaptıkları da bunun modern bir örneğidir. Önce Gürcistan’la bir dostluk anlaşması imzalayarak Güney Osetya ve Abhazya’a saldırı için cesaret vermiş, hemen akabinde Kuzey Kafkasya’ya yığdığı birliklerle Gürcistan’ı geri çekilmek zorunda bırakmış, daha sonra da Abhazya’ya Gürcistan’a geri dönmesi için baskı yapmıştır. Böylesine bir politik kültüre sahip bu bölgede Abhazya ve Güney Osetya büyük olasılıkla daha büyük bir oyuna alet olacaklardır. Abhazya, Güney Osetya ve Gürcistan’daki güvenlik ve istikrarı korumanın tek yolu güç kullanmak olacaktır. Batılı devletler ve Rusya arasında ihtilafın ortasında kalan Türkiye tarafsız kalmaya devam edecek ve Güney Kafkasya’nın dışında bırakılacaktır. Gürcistan’ın NATO üyeliği ise büyük olasılıkla Rusya ve NATO arasındaki çatışmayı tetikleyecektir


En iyi senaryo: Rusya-Batı uzlaşması


En iyi senaryo ise şu şekilde gelişecektir. Rusya ve Batı, Birleşmiş Milletler nezdinde bir uzlaşıya varacak, bölgedeki istikrara yönelik ihtiyaç karşısında bölgesel gerçekler ve toprak bütünlüğü konusunda açık yürekli bir değişime karşılıklı olarak imza atacaklardır. Batı, Gürcü milliyetçiliğini dizginleyecek, Gürcistan’ı yeni haline (Abhazya ve Güney Osetya’sız) razı edecek, bunu takiben Abhazya’yı da resmen tanıyacaktır. Sonrasında da Rusya, Türkiye ve Abhazya ile diaspora konusunda çalışmalar yaparak Soçi Olimpiyatları öncesinde Kuzeybatı Kafkasya’da istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacaktır.
Güney Osetya sorunu daha çetrefilli bir konu olarak ileriye taşıyacaktır. Buradaki kilit Roki Tüneli’dir. Daha önce de bahsedildiği gibi, bu tünel Güney Kafkasya’nın en stratejik ve en hassas geçididir. Rusya ve Ukrayna Sivastopol konusunda uzlaşamazlarsa Güney Osetya ve söz konusu tünel Rusya’nın ihtirasları açısından son derece önemli olmaya devam edecektir.
Burada, Gürcistan’ı yeni haliyle bağımsızlık ve güvenliğinin hem Batı hem de Rusya tarafından kabul edilecek -uygun bir üslupla düzenlenerek- bir anlaşma ile güvence altına alınması gerekmektedir. Bu bölge hem Rusya hem Bat için “bölgesel çıkarlar” açısından önem taşıdığından müzakereler bu düzeyde yapılacak ve anlaşmaya varılacaktır. Burada boyun eğen bağımlı ülkeler olmasına gerek yoktur. Yapılacak bir anlaşma ile bu bölgelerdeki faaliyetler ve güvenliğe yönelik konuların izlenmesi için daimi organlar oluşturulmalıdır. Bölgesel gücün faaliyetleri bölgenin çıkarlarıyla ters düşecek şekilde olmamalıdır, Kremlin’in bakış açısına uygun Rusya’nın kudreti ve prestijini gösterecek bazı büyük çaplı uyarlamalarla beraber Washington tarafından talep edilecek bazı düzenlemelerin de yapılması gerekebilir. Küresel güç merkezleri olduğu sürece coğrafi sınırların yanında “interland sınır”lar da var olacaktır. İnterland sınır bölgeleri, güç merkezleri arasında doğal ihtilaf alanlarıdır. Merkez-sınır bölgesi ilişkilerini ayarlamak için bir birim olmadığı durumda Batı/A.B.D. ve Rusya arasında bu bölgelere yönelik güç savaşı devam edecektir.
Batı Baltık bölgesindeki ve Balkanlardaki sınır çizgileri mücadelesini kazanmıştır. Rusya ise tüm Güney Kafkasya’da olmasa bile Gürcistan sınırıyla ilgili mücadelede galip gelmiştir.


Türkiye’nin “denge” rolü


Yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi Türkiye Kuzeybatı Kafkasya ve Abhazya’ya yapılan sermaye yatırımını desteklemeye devam etmeli ve bölgedeki geniş Kuzeybatı Kafkas diasporasına yardımı sürdürmelidir. Türkiye ayrıca, yaşanan yeni kutuplaşmada denge unsuru olarak hareket etmeli ve istikrarın sağlanması için tek yolun güç kullanmak olmadığını göstermelidir. Parasal güç de mucizeler yaratabilir.

Kaynaklar
(1) Rus medyasının Güney Kafkasya ihtilafı ile yaklaşımlarına yönelik pek çok örnek için bkz. Ana K. Niedermaier (Yazı İşleri Müdürü) (2008) Gürcistan’daki Savaş için Geri Sayım, Minneapolis: Eastview Yayıları Batı’nın tepkilerine yönelik görüşler için Ağustos 2008’den Mayıs 2009’a kadar herhangi bir Batılı arşive bakmak yeterli olacaktır.
(2) Nixcolai N. Petro, “Rusya’nın Gürcistan’a Müdahalesinin Yasal Durumu” Fordham Journal of International Law, cilt 32, Sayı 5 (İlkbahar 2009), sayfa 1524-1549.

* Editör Notu: John Colarusso makalesini 2009 sonbaharında tarafımıza ilettiği için konferans sonrası güncellemeler içermektedir.
Kaynak: Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin 30–31 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul’da ortaklaşa düzenlediği uluslararası konferans konuşmaları.

Editör: Sezai Babakuş